Çarşamba, Şubat 11, 2009

,

NİYET


Kadın o sabah yataktan kalktığında saat 06:30’u gösteriyordu. Başında alışılmadık bir ağrı vardı. Rüyasını hatırlamaya çalıştı.


Yüreğini, yalnızlığını ve bir de acılarını aldı yanına bir çantaya yerleştirmeye çabalıyordu tarifsiz bir telaşla… Sanki, zaman, peşinden kovalıyordu da o evden çıkamadan geride bir şeyler kalacakmış gibi endişeli, sürekli arkasına bakıyordu.

Ne yüreği sığdı bavula… Ne yalnızlığı ne de acıları… Niyeti onları bir bavula doldurmak ve denize bırakmaktı…

Üç ayrı bavul buldu dolabında. En büyüğü aldı önüne. Acılarını en büyüğüne koydu önce taştı, yüreğini denedi olmadı, sığmadı bir küçüğüne, yalnızlık sadece ellerini sığdırdı en küçüğüne…

Karar vermesi gerekiyordu, öyle gözük
üyordu ki, birini seçip en az üçe bölmesi gerekecekti bavullarına sığdırabilmesi için.

Yüreğini aldı karşınına:
Anlat bakalım neden bu yolculuğa çıkmak istiyorsun…
Çok acılar gördüm, çok inandım, çok kırıldım dedi…

Yalnızlığını aldı karşısına:
Sen anlat…
Çok acılar gördüm, çok inandım, çok kırıldım dedi…

Acılarını aldı karşısına:
Peki ya sen…
Çok yürekler gördüm kırılmış, çok yalnızlıklar gördüm kederli dedi…
Hepsi beni suçluyordu… Taşıyamıyorum artık…

Kıyamadı ne yüreğine ne de yalnızlığına ama kadın yanına almak için acılarını seçti üçünün arasında… En büyük acısını aldı kopardı ana kütleden… İki eline ancak sığdı… Tam bavula kaldıracaktı ki dile geldi acısı:

Sevmedim sanıyorsun, değer vermedim… Çok sevdim seni… Ama sen benim yanımda hep sönük, hep mutsuzdun ve ben aşık olduğum gülen gözlerini görmez oldum. Yarattığım eserden acı çeken bir heykeltıraştım sanki. Ne yapsaydım mutsuzluğunu mu büyütseydim sana baktıkça… Evet kırdım, evet gittim… Kolay olmadı yarımı bırakmıştım ama biliyordum ki zaman geçecek ve sen gene eskisi gibi gülen gözlerle bakacaktın, bir gün beni affedecektin. Ruhum o zamana kadar tutsak kalacak olsa da sende, gittim işte…

Öptü en büyük acısını… Avuçlarından yavaşça incitmeden bavula koydu. Kapağını kapadı ve gözünden sadece bir damla yaş geldi, şaşırdı…

Kalanı ikiye ayırmak yetecekti nasılsa… İlk parça biraz büyükçe kaldı diğerinin yanında… Eline aldı acısını, ortanca bavulun kapağını kaldırdı. Bir ses duydu biraz cılız… Kulak kabarttı:

Kötü bir zamandı benim için ve sen daha büyük acından sıyrılamamıştın. Ne yapacağımı bilmiyordum, korktum sanırım. Kolay olmadı gitmek, seni ilk gördüğümde, hep özlediğimi buldum sanmıştım ama korktum işte… Evet kırdım, evet gittim… Kolay olmadı gitmek senden… Hele de o zaman zaman dalıp giden, zaman zaman kahkahalarla gülen gözlerinden… Ama biliyordum ki zaman geçecek ve sen hep gülen gözlerle bakacaktın ve bir gün beni affedecektin. Ruhum o zamana kadar tutsak kalacak olsa da sende, gittim işte…

Öptü ortanca acısını… Avuçlarından yavaşça incitmeden bavula koydu. Kapağını kapadı ve gözünden sadece bir damla yaş geldi, şaşırdı…

Küçük bavulu aldı yerden, masanın üstüne koydu. Geride kalan henüz büyümemiş acısını aldı eline… Korumasızdı acısı, minicikti. Eline doğuşunu hatırladı. Bir adam vardı içini döktüğü, ilk tanıştıklarında kadın okurdu adam yazardı… Bir gün nasıl da cesaret etmişti ve iç hesaplaşmasını aktarmıştı adama, biraz çekinerek biraz korkarak… Adam, garip anlam veremediği bir cevap yazmıştı kadının iç hesaplaşmasına…
Kadın susmuştu…
Adam yazmaya devam etti kadın okumaya…
Sonra bir gün adam kadına sordu… Kadın cevapladı…
Adam sordu… Kadın cevapladı…
Hazine bulmuş bir serseri ile akıl bulmuş bir delinin konuşmasından öte değildi paylaşılanlar taki…
Adam kadına; bir gece yarısı hatta sabaha karşı;
Açtım avuçlarımı
Acılarını bırakabilirsin içine
dedi
Sonra kadın;
Tamam ama korkuyorum dedi
Adam
Korkma ben taşırım dedi
Kadın
Emin misin dedi
Adam
Değilim aslında dedi
Kadın
Ama dedi
Adam
Kadını öptü… Avucuna aldı kadının ellerini…
Kadının yüreğine götürdü… Yüreğini öptü…
Kadın
Karşılık vermedi ilk önce
Adam
Bir kere daha öptü
Kadın
Direnmedi
Adam
Bir kere daha öptü


Kadın sabaha karşı uyandığında, hemen sol yanına baktı, adamdan geriye bir avuç mini minnacık bir acı kalmıştı. Kıyamadı kadın aldı avuçlarına acıyı… Tam koyacaktı ki yüreğine, yüreği isyan etti… Tamam dedi, koşarak gitti yalnızlığının kapısını çaldı, cevapsız kaldı… En büyük acısı, bir sonra ki ve en küçüğü ile baş başaydı şimdi…

En küçük acısı susuyordu ama biliyordu kadın, konuşmayı ilk söktüğünde:
Evet kırdım, evet gittim… Güçsüzdüm ve ben senin bunu bilmeni istemedim o anda. Kolay olmadı gitmek senden… Hele de ışıl ışıl parlayan gözlerinden… Ama biliyordum ki zaman geçecek bir gün beni affedecektin. Ruhum o zamana kadar tutsak kalacak olsa da sende, gittim işte…


Kadın o sabah ağlayarak uyandı. Gördüğü rüya yapması gerekeni söylüyordu. Başında garip bir ağrı vardı. 6:30 da yataktan kalktı. Yolculuğa çıkmak için hazırlanmaya başladı… Yenilenmenin, tazelenmenin ve acıları büyütmeden denize bırakmanın zamanıydı şimdi. Yanına almak istediklerine şöyle bir göz gezdirdi. Bir de bavullarına baktı… Ne yüreği sığardı bavula… Ne yalnızlığı ne de acıları… Hiç düşünmedi… O sabah evden sadece kendini alıp çıktı…


Niyeti karşı kıyıya gidip kendini denize bırakmaktı…
__________

4 yorum:

-mka- dedi ki...

"3'ü birarada", neyse ki; acı, yalnızlık ve yürek..

Yüreğin yalnızlık acısı..

Acının yalnız yüreği..

Yalnızlığın yürek acısı..

Nasıl da tam(am)lıyorlar birbirlerini..

En acısı, yalnız bir yürek olmak..

En yüreklisi, acı bir yalnızlıkta yaşamak..

Ve en yalnızı, acılı bir yürek..

Başrollerini bu üç kelimenin oynadığı "Sonsuz Cümleler", tüm sinemalarda...

"Seyreyle güzel.."

-mka-

Evren dedi ki...

Ben onlarca satırla anlatabileyim, sen 10 satırla özetle :) Bayılıyorun akıl tüten satırlara...
Yüreğine sağlık mka...

beenmaya dedi ki...

peki ya sonra....

Evren dedi ki...

Sonrası emanetçi de... Yakında alırsın haberlerini...