Salı, Mart 09, 2010

DEJAVU / ÖĞRENDİKLERİNİ UNUTMA / 4




















Senin yüreğinden bakınca, hak etmediğini düşündüğün onlarca an'ı, sana tekrar yaşatıyormuşum hissine kapılsam da arasıra... Herkes payına düşeni yaşar... Şarkıyı mırıldanırken okuman zor olur, istersen sonra devam et... Ya şarkıya, ya okumaya...



OLAY:

Sen öyle saf ve iyi niyetliydin ki, ve aslında öyle güçlü... Sıfırladın herşeyi... Yeniden başladın, yepyeni bir güne... Sonunun farklı olmasını dileyerek. O kadınla arkadaş olmayı bile denedin, boş, anlamsız kıskançlık krizleri geçirip, kafayı sıyırmış bir kadın olmadığını ispatlamak istercesine... Hatırla o yemeği, o yemeğe gitmeyi sen planlamamıştın ama kendini o yemek masasında bulmuştun. Sen masanın bir yanında, o diğer yanındaydı... Konuşmalar arasında serpiştirilen bakışları ve imaları görmezden gelmeyi denedin ve hatta gözlerini bile yumdun ama sen burnu gelişmiş bir tazı gibi, yüzüne çarpan havanın sana neyin kokusunu getirdiğini biliyordun. O yemek masası, senin farklı bir yönünü beslemiş, içine kuşku tohumları atmış ve sen o günden sonra o güne kadar sende olmayan bir duygunla yüzyüze gelmiştin. Kıskançlık... Hiç bilmediğin bu duygunla nasıl başa çıkacağını bilmediğinden de, ilk yaptığın bu duyguna sebep olaylar zincirini onunla konuşmak olmuştu, hatırlarsan ilk tepki: Kafayı üşüttün sen, bir doktora gitsen fena olmayacak...


ÖĞRENİLEN:

Kıskançlık, güven duygusunun yıkılması ile ortaya çıkıyordu; başkalarını bilemezdin ama sendeki neden - sonuç ilişkisini incelediğinde cevap olarak bunu bulmuştun. Güven, karşılıklı inşa edilmesi zor ama yıkılması kolay kağıt kuleler gibiydi; bir rüzgarla dağılır ve dağıtırdı. Sen bunu öğrendiğinde, ağlayarak senin yüreğini bildiğine emin olduğun bir ablana gitmiş ve ben böyle bir kadın değilim diyerek, belki de hiç ağlamadığın kadar ağlamıştın. Yüreğinle ters düşen davranışlarından rahatsız oluyor ama o güveni sağlamak için karşındakinin ufacık bir çabası olmadığını gördükçe de iyice bürünüyordun kendin olmayan o ruh haline. Bazı şeylerin, iki kişinin de çabasını gerektirdiğini o zaman öğrenmiştin, eğer karşındaki o çabayı harcama niyetinde değilse, tek başına çektiğin kürekler seni çağlayanın ağzına taşırdı, sınırda fark etmiştin, tam sınırda... O sınırdan döndüğünde, sorduğun ilk soruyu yüreğine işledin: Niyetin ne? Niyetin önemini o gün anladığını düşünüyorum... Anlamıştın değil mi?



Fotoğraf / Crystal Newton

8 yorum:

Palyözi dedi ki...

olay ve öğrenilen...

anımsanan zamanla...

insanın kendine ayna tutması gibi birşey olsa gerek bu bütün söylediklerin...ne güzellll....öğrendiklerini unutmamak...ve unutmama gerekliliğini öğretmek....

Sevgiler...

Evren dedi ki...

hem ayna hem de bir nevi, öyküsel bir kurgu ile, içinde küçük ve sadece bana konuşan gizleri olan notlar alma... sevgiler benden sana palyözi

Ateş Böceği dedi ki...

inssan ne çok sınırdan dönüyor ve son anda fark ediyor ..

aslolanın kendisi olduğunu gerisinin laf söz olduğunu ..yazık ki bir çok insanda farkına varmadan karışıyor çağlayana sürükleniyor ...Ta ki her yeri yara bere içinde kalana kadar ..Nerden mi biliyorum kendimden çünkü ben o çağlayana düşeli beri her yerim yara bere içinde hala kanıyor yazık ki içimin iniltileri dinmek bilmedi bir türlü..

güzeldi çok..

Sade dedi ki...

Hala kaybolmamış bunlar :D feedlink yada feed-links şeklinde aratmanızı öneririm. Olmazsada temanızın bir örneğini gönderin ben düzenleyip daha detaylı şekilde size anlatayım ;)

Evren dedi ki...

sınırdan dönmediğimde oldu aslında ateş böceği... belki başka bir yazıda cesaretim olursa anlatırım onu da...belki içimdeki kalıcı hüznün nedeni o sınırı geçmiş olmak, belki de içimde var olan hüzün taşıdı beni o sınıra... sen de güzelsin çok...

Evren dedi ki...

ee diyorum be nsana kaybol demekle olmuyor işte :)) bi de inanmıyorsun ama kem göz değdi bir kere :)) şimdiden teşekkür sade...

özlem dedi ki...

" İki kişinin çabası" öyle özel ki Evren.
Sevgimle canım...

Evren dedi ki...

kilit noktası gibi özlem...
sevgiler benden sana...