Pazar, Mart 14, 2010

KENDİMLE KAÇAMAK


Havana Cafe - Son Retozon




Okuduğum kitabın yeşilinden mi bilmem, kendimi attım evin az ilerisindeki yürüyüş parkurunun hemen yanındaki mahalle kahvesine... Kulağımdaki ritme uygun, kıpır kıpır yüreğim... Havanın hatrı sayılır soğukluğu çarpsa da yüzüme; omuzlarımı silktim yaramaz bir kız çocuğu gibi, oturdum dışarıdaki masaya. Su bardağı ile çay söyledim, açık, hani bakınca bir tarafından, diğer tarafından İstanbul'u görecek gibi.

Adaların mimozaları başlamış mıdır acaba sararmaya... Ya da erguvanların moru yansımış mıdır boğazın sularına... Ah İstanbul... Ömrümün en genç, en güzel, en aşık zamanlarının İstanbul'u... En hoyrat zamanlarımın sığınağı Beyoğlu, en deli dolu fırtınalarımın limanı Beşiktaş; şimdi kimler yürüyor ara sokaklarınızda elele, yürek yüreğe acaba. Özlediğimi fark ettim, kendimin caddedeki süzülüşünü selamladım; ne güzeldim... Bir iç çektim...
 
Çaydan aldığım bir yudumla dönüverdim bulunduğum parka.  Kadınlı erkekli bir grup sabah sporunda. Yaşlı bir teyze elinde bezi camı siliyor, gözleri yürüyenlerin adımlarında, sanki onlarla adım adım geziyor parkı bir uçtan bir uça... Az ilerde bir elinde köpeğinin tasması, bir elinde poşeti bir adam görünüyor. Kadının biri çığlık çığlığa... Adam korkuyor, köpek ondan daha fazla. Adam yürüyüş parkına girmeden yolun kenarından devam ediyor... Kadın koca kalçalarını sallaya sallaya...

Kitap hala elimde, henüz okumaya başlamadım. Şu anda yaşamı okuyorum ve bundan müthiş bir keyif alıyorum. Bazen, özellikle de tek başımaysam, otururum bir köşeye gözlemlerim geleni gideni, olanı biteni... Hikayeler kurgularım üzerlerine... Severim bu oyunu oynamayı kendimle...

Az ileride bir kız çocuğu; belli ki daha 14-15 inde, ondan az biraz büyük ama libidosu dağları aşan bir delikanlı,  belki daha 17'sinde, oturuyorlar bir bankın üzerinde, dünyaları birbirlerine dönük; dünyaları bank, dünyaları gözleri, dünyaları elleri...  Gülümsüyorlar, süzülüyorlar, kıvranıyorlar birbirlerine... Konuşmalarını duymuyorum ama görüyorum. Oğlan kıza dokunuyor bir erkek gibi, kız çocuğu henüz bir çocuk belli, masum bir yaslanmışlık edasıyla bırakıveriyor kendini lipidonun eteklerine.. Rahatsız olmasınlar diye alıyorum gözlerimi onlardan, çeviriyorum sola... Yaşlı bir amca, elinde gazetesi, başında şapkası, uzun siyah paltosu ile görmüş geçirmiş bir yaşamı seriyor önüme. Alıp okuyorum, satır satır, yaşanmışlarının yüzüne vuran çizgilerinde ilerliyorum bir süre. Kafasını gazetesinden kaldırıp gülümsüyor, günaydın diyor. Günaydın diyorum. Alıyorum gözlerimi ondan da o anda. Kendine bırakıyorum amcayı, kendi çizgilerinin derinliğine....

Gün güzel... İçim cıvıl cıvıl, kuşlarım şakıyor, yaşamla flört ediyorum. Yaşamı seviyorum. Kendimi alıyorum karşıma. Gözlerimdeki hüzün ile gülümseme arasına takılıp kalan, uzaklara dalmış hallerine, bir kitap yazabilirmişim gibi hissediyorum o anda. Gözlerim... Gözlerim kendimde en çok sevdiğim yerim. Hani belki onlarla görebildiğim, konuşabildiğim için... Hani belki gözlerim hiç yalan söyleyemediği için...

İnsanın kendini gözlemlemesi ne zor. Alıp karşısına kendisini, seyredebilmesi. Ben sık sık yapmaya çalışırım. Kendime kendimden bir ayna tutarım. Kendim kendime sorar cevaplarım. Ne kadar dürüst olursun ki derseniz, elimden geldiğince derim. Çünkü bazen gerçeğin acıttığını bilirim. Canım acımasın istediğim zamanlarda, kendime beyaz olmadığını bildiğim bir yalan söylerim. Gerçeğimi bir süreliğine ertelerim. Günü gelir, mutlaka alırım kendimi karşıma, yüreğimi atıveririm alevlerin arasına... 

Ağlarım, canım her acıdığında, ben ağlarım... Kendime kızarım... En çok kendimledir kavgam, kendimi kendimle cezalandırırım. Sonra... Sonra değişim başlar... Sonra sevmek yeniden kendimi... Kutlamak ve çoşmak kendimle... Bir şölene dönüştürürüm kendimle yarışımı gene kendim kazandım diye... Kızgınlığımla açtığım yaralarımı sararım yine kendimle... Severim kendimi, sarılırım, öperim, öperim, öperim...

_ Abla tazeyileyim mi?
_ Bir kahve rica etsem... Az şekerli olsun... Çok az...

Şimdi elimde kitabım, onun bana vaad ettiği yaşamı okumalıyım...
İzninizle...
Yolunuz düşerse, bir kahve içimlik uğrayın...
Parktayım...

15 yorum:

TUĞBA'NIN DÜNYASI dedi ki...

Çook güzel anlatmışsın.Ben yaşıyormuşum gibi hissettim tüm anlattıklarını. Yaşamla flört etmek haa harika:)ben de seviyorum bu flört durumlarıni kitap kahve insanlar manzara ve yaşanmışlıklar eşliğinde.keşke yakınlarda olsam da uğrayabilsem yanına parkta.bu arada mimozalara sarı sarı her yerdeler burada ve mis gibiler.erguvanlarıysa henüz görmedim umarım hemen gelirler onlarda..sevgiler

stuven dedi ki...

müthiş bir yazı, müthiş bir anlatım.
okurken hissettim her bir satırı.
bence de kitap yazmalısın:) ciddiyim.

erguvanları çok severim. iyi haftasonları.

sufi dedi ki...

1.Resimdeki;O betonun arasından ittire kaktıra günyüzüne gülümseyen, yüzünü toprağa inat taşın içinden çıkarmış olan minik çiçek gibi hissettim seni.Her güçlüğe rağmen yaşama şansını kendine veren ve olur olmadık mekana güzelliklerini ve rengini müziğini katabildiğine bir kez daha inandım.Kanatlarımı açıp süzülerek yanına gelmek istedim. Bana da bir kahve söylermisin? Sevgilerimle.

hasretsenfonileri, dedi ki...

Ne iyi ettin kapımı çalmakla.. Yoksa ben,bu güzel, bu doyamadığım ifadelerinin,kendimle yüzleşmeme sebep olmasından mahrum kalacaktım sevgili evren..
Sen farkında değilsin belki ama, sen zaten kitabını yazmaya başlamışsın..
İstanbul'u özleme.. o kahpe erguvanlarını bir başkası için açtı bu yıl!!!

Evren dedi ki...

senin oralar da güzeldir şimdilerde... doğa başlamıştır baş kaldırmaya, kokusu geldi mimozaların, limonla ve portakal ağaçları geldi bir de gözümün önüne bak şimdi :) sevgiler benden sana tuğba...
bu arada fotoğraf unutulmadı akılda ama henüz o kutunun kapağını açasım yok...

Evren dedi ki...

sana da iyi haftasonları diyecektim ama fark ettim ki bitivermek üzere gün, dilerim güzel geçmiştir stuven, teşekkür ederim...

Evren dedi ki...

can sufi, dost tontini, güzel yürekli dilek yaşamak herşeye inat çiçek açabilmek değil mi? naz'ın kanatları tak gel, beklerim. kahveleri rakıdan sonra söylerim :)) kocaman öperim.

Evren dedi ki...

pi günü'ne yazdıklarınızı okuyunca, durmadı içim, iyi ki yüreğimin sesini dinlemişim. yepyeni bir dünyanın kapısını açtığınız için ben teşekkür ederim.

Kitap Kurdu dedi ki...

Çok çok güzel bir anlatım, ellerinize yüreğinize sağlık. Bu arada okuduğunuz kitabı yazmamışsınız? Neler okuyorsunuz ?

Evren dedi ki...

O gün okuduğum kitap Sema Kaygusuz - Yüzünde Bir Yer'di.. teşekkür ederim kitap kurdu, öperim.

Kitap Kurdu dedi ki...

Daha önce hiç Sema Kaygusuz okumadım. Okuyacağım, çok teşekkürler, bende öperim :)

İDEA dedi ki...

Belki bir gün o parka yolun düşer. Kimbilir...

Evren dedi ki...

o parka yolum sıkça düşüyor idea... seninki düşerse beklerim :)

İDEA dedi ki...

''M'' YOLUM olacaktı o EVREN :)

Evren dedi ki...

farkındayım canım :) o nedenle gülümsedim ya :))