Pazar, Şubat 07, 2010

FIRTINA ÖNCESİ / SERİM 3

“ - İnsanları rahatsız eden olup biten değil, olup biten hakkında inandıklarıdır.- Epikuros'un bir sözüdür, duyduğum ilk gün kazıdım aklımın duvarlarına. Epikuros felsefesinin temelini, yiyelim içelim, çünkü yarın öleceğize dayandırsa da ve her insan ömründe en az bir kez bu sınıra dayansa da, temel sorusu  -Bu benim şu anki keyfime katkıda mı bulunacak yoksa keyfimi azaltacak mı- olan bir felsefeyi baş tacı etmem mümkün değil... "

Mutfağa yeni bir şarap açmak üzere giden Sıla, Sinan'dan etkilendiğini fark etti. Hassasiyetlerden konuşurken ve eşi ile yaşadığı ayrılığın sancılarını aktarırken nasıl olup da dönüp dolaşıp felsefeye dayandırmıştı konuyu. O gece Sinan'ının gelişi, çok şeyi değiştirecekti; Sıla yüreğinin atışlarında bile hissediyordu değişimin ılık nefesini.

Sinan az önce kapıyı sinirle çarpıp gelmiş olmanın etkisi ve henüz yatışmamış öfkesinin verdiği enerji ile söze devam etti:  "Biz insanlar olan bitenle değil, olup bitene yüklediğimiz anlam üzerinden düşünürüz. Şöyle düşün, sen kendi hassasiyetinden bir konuya yaklaşıyorsun, karşındaki bir davranışı öylesine içinden geldiği gibi yapıyor, herhangi bir art niyet falan yok, yapıyor işte. Ama sen, kendi yüklediğin anlam üzerinden, durumu değerlendirip, bir de faturayı kesiyorsun. Sonra hem fatura kestiğine yanıyor hem de o faturayı ödemedi diye karşındakini suçluyorsun." 

Sinan'ın ilk başta ukala gelen tavrına giderek ısınan Sıla bütün geceyi, Sinan'ı dinleyerek geçirdi. Bir düş ülkesinden çıkıp gelen prens gibiydi Sinan. Hocasıyla tartışmaları, hayat üzerine kurdukları felsefi cümleler ve ta hayatın içinden küfürlerle atılan kahkahalar o geceyi bir masal gecesine çevirmişti.

Sinan evden ayrılırken, kalan yarım şişe şarabı yanına aldı; Kasım Hoca kapıyı kapattıktan sonra dolu dolu bir kahkaha ile salona döndü: Eşoğlu eşek herif benim keyif şarabına köpek öldüren muamelesi yapacak iyi mi?

Sıla, "Bazen, köpek öldüren de pek ala bir keyif olabilir" diyerek, evin çatı katında bulunan konuk odasına doğru yöneldi. Kasım Hoca'nın çalışma odası ile yatak odasının hemen yanından yukarı çıkılan döner dar merdivenden yukarı çıkarken, Hoca'sının "alem heriftir bizim Sinan" deyişine sessizce gülümsedi.

Sıla yatağa uzandığında, Sinan'ı düşündü. Sinan'a aşık olabilirdi. Ses tonu kulaklarından gitmedi. Hele kahkahkahaları, nasıl da yakışıyordu gözlerine. Gözlerini kapadı, yüzü yüzündeydi; gülümsedi. Sıla Sinan'dan çok etkilenmişti, fakat muhtemelen Sinan, Sıla'nın sıkıcı biri olduğunu düşünmüştü. Ne de olsa bütün gece söyleyebildiği kelimelerle ancak  kesik kesik cümleler kurabilmişti. Aradaki, 'hımmları', 'aaaları' ve de 'gerçekten mileri' de sayarsak galiba hepi topu 20 cümle kurmuştu. Bir ara, Sinan'ın Hocaya, sen elma demek için armudu olumsuzluyorsun, olmuyor hoca dedikten sonra, onu destekleyen gülüşüne bir anlam yüklediyse ne ala, yok eğer ona da bir anlam yükleyemediyse bir kez daha karşılaşsalar bile Sinan asla hatırlamazdı onu.

O gece, Sinan'a kapadı Sıla gözlerini.

_____________________________________ Devam Edecek...

3 yorum:

Efsa dedi ki...

"Biz insanlar olan bitenle değil, olup bitene yüklediğimiz anlam üzerinden düşünürüz. Şöyle düşün, sen kendi hassasiyetinden bir konuya yaklaşıyorsun, karşındaki bir davranışı öylesine içinden geldiği gibi yapıyor, herhangi bir art niyet falan yok, yapıyor işte. Ama sen, kendi yüklediğin anlam üzerinden, durumu değerlendirip, bir de faturayı kesiyorsun. Sonra hem fatura kestiğine yanıyor hem de o faturayı ödemedi diye karşındakini suçluyorsun."

işte ben bunu hep yapıyorum...

Efsa dedi ki...

ve şu söz çok güzel... sinan a kapadı gözlerini... :)) sıcacık.

Evren dedi ki...

hep öyle olmaz mı efsacım, aşık olduğumuzda gözlerimiz ona kapatım, ilk günaydınımızı ona söylemez miyiz... bana sıcak gelmişti yazdığımda ve her aşık olup yaptığımda :))