Salı, Şubat 09, 2010

FIRTINA ÖNCESİ / DÜĞÜM 7

Haziran 2001, Bitmek Bilmeyen Bir Gece...

Kendimi sakinleştirmek istiyordum, tabağa biraz pilav koyup salona geldim. Bir kaç mum ile aydınlanan salonda dinlenme koltuğuna uzanıp, chop sticklerle pilavımı yemek istiyordum. Aklıma sahip çıkabilsem, yiyecektim de ama sanki attığım her lokma büyüyor, soluk boruma dayanıp beni nefessiz bırakıyordu. Salonun içinde bir o yana bir bu yana dolanmaktan dönen başıma; ağrılar önce giriyor, duruyor, ben tam geçti galiba diye düşünürken bu sefer de tam tersi bir hareketle yarıya kadar geri çıkıyor ve sarsıcı bir şiddetle bir kez daha saplanıyorlardı. Başımı duvara çarpmak istiyordum. İçki dolabına yöneldim, oysa içimde acı varken, içmenin keyif vermediğini, acıyı daha da keskinleştireceğini biliyordum, sakinleşmem lazımdı. Aklımda dolanan şüpheleri, öfkeleri, geçmişin izlerini, kırgınlıkları görmezden gelip, kulak kesilmemem gerekiyordu. Ama kesiliyordum. Kendimi dinlemek istemiyordum. Kendim kendime düşman gibiydim. Kendi kendimin katili bile olabilirdim.

Saat iki gibi eve geldiğinde, Sinan alkollüydü. Ben de... Salonda karanlıkta oturmuş, camdan dışarıya sabitlediğim gözlerimle; öfkemle tutuştuğum kavgadan galip gelmeye çalışıyordum. Saatler sonra tükenen gücüme rağmen pes etmemiş, ona yenik düşmemiştim. Sinan içeri girdiğinde, buz gibiydi. Bedeni öylesine soğuktu ki, içerinin havası değişmişti. Camın kenarında oturan beni fark edince, sessizce gelip yanımda durdu, kolunu boynuma attı ve ağlamaya başladı. Öfkemle ısınan bedenim, şimdi onun buzlarını çözüyordu. Acıma duygusu ile karışık bir sevgiyle sarıldım ona. Bunu da atlacağımızı sanıyordum.

Sinan, kendine geldiğinde ilk söylediği; "çocuğumuzu aldırmış" oldu. Sarsıldım. O kadar çabalamama rağmen ısınmayan bedeninin buzlarını bir çırpıda bana yüklemeyi başarmıştı. Sessiz kaldım. "Neden bunu bana yapıyor, neden..." diye haykırarak ağladığında, ondan tiksindiğimi fark ettim. Acıma duygusu yerini inanılmaz bir mide bulantısına bırakmıştı. O konuştukça her bir kelimesi, bir buz kütlesi gibi etrafımı sarıyordu, soğuk sularda çırpınma şansı bile bulamadan batıyordum, dibe... Biraz daha dibe...

"O gece var ya, hani kongreden erken döndüğün gece, o gece Zeynep, senden bir yarım saat önce çıkmıştı evden. Ucuz atlattım diye sevinmiştim. Sen bir tuhaflık olduğunu sezmiştin.  Çok sevdiğin mumu yaktım diye öfkelenmiştin. Zeynep, geçerken uğramıştı. Beni bilirsin, içeri gelme diyemedim. Konuşup sohbet ederken, elektirikler kesildi. Mumu yaktım. Konuşuyorduk, inan nasıl oldu bilmiyorum. İnan, öyle bir niyetim yoktu. Bir anlık, bir zayıflık işte... Bir andı. Hiç bir önemi yoktu. Ama bu gece gözümün içine baka baka söyledikleri... "

Cümlelerini daha fazla dinleyemedim. Ayağa kalkıp, suratına tükürdüm. O hızla kalkıp, kafamı tutup kafası ile vurdu. Bedenimin sarsıntısı geçince, kendimi yatağa attım. Ağlayarak geldi, sarıldı. Ağladım. Git bile diyemedim. O gece çok ağladım. O gece bildiğim bütün yanlışları, öğrendiğim bütün doğrularla değiştirebilmek için ağladım.O gece uykusuz gecelerimin ne ilki ne de sonuncusuydu. O gece, ağlayarak uyanmalarımın habercisiydi. O gece, bazı kalışların ve bazı vazgeçemeyişlerin kendi hayatımdaki yansımasıydı. O gece bitmek bilmeyen uzun, lanet bir geceydi.

_____________________________________Devam Edecek...

8 yorum:

Hacivat dedi ki...

Ne düğümmüş demeden kendimi alamayacağım sonu geldiği zaman okumak dileği ile...

PELİNCE dedi ki...

Çok bir merakla okuyorum, nereye varacak acaba bu düğüm. Sıla da ne üzüldü yahu, bırakıp gitsin şu adamı :)))))

EBRULİ dedi ki...

Gerildim ben..Bitmek bilmeyen gecenin bitişini bekliyorum merakla..

Evren dedi ki...

sona yaklaştık sanıyorum hacivat...

Evren dedi ki...

Sıla da istiyor istemesine, ama hala bir cevabı yok bazı kalışlara ve bazı vazgeçemeyişlere pelince :)

Evren dedi ki...

ay ben de gerildim, düğüm oldu kördüğüm ebruli :)) dilerim başarılı bir geçişle sona yaklaşacağız kısa sürede...

sufi dedi ki...

Bence bu gerçek bir hikaye.Kaş gecelerindeki Sinan Sıla Hoca ve o yıllarda Kaş'ta benim tanıdığım Sinan Sıla mı bu kişiler diye düşündürdü beni.Zeynep'in adının insiyatifi olarak ağızdan çıkmasını yadırgamadım da, daha sonraki haber sinirlendirdi beni de.İsimler farklı olabilir amaaaaa Çözümler güzel olur sonunda inşaallah.Sevgilerimle.

Evren dedi ki...

bilirsin ki sufim, bu blog kurgularını hep geçrek hayattan alır... zaten hangi yazı gerçek hayatın içinden değildir ki... bir şekilde değer hayatın içine ve geçip ulaşır bizlere... sevgiler benden sana :)