Salı, Şubat 16, 2010

TOPRAĞIMA YAĞMA

Karanlıkta oturmuş düşünüyordu. Ne istediğini... Ne beklediğini... Ne için savaşmaya istekli, ne için artık yorgun olduğunu bulmaya çalışıyordu. Gece sabaha karşı dört gibi bir arka sokak, yağmurlu soğuk bir hava... Öyleydi adamın hali... Terkedilmiş gibi... Telefonu aldı eline... Aklına gelen ilk kadını aradı. Kadın belki de uzun zamandır aklındaydı. Çaldı telefon, ısrarlıydı. Açan olmadı. Bir daha aradı. Bir daha... Tam altı kere çaldı telefon. Uzun uzun... Acı acı... Telefonun her bir açılmayışına yüklenen öfke, kendini acıtan bir kor olup tenini dağladı. Elini yakan telefonu duvara fırlattı. Eli yanmaya devam etti. Yüreğine kadar dayandı acısı.

Kadın salonda oturmuştu. Karanlıktı. Düşünüyordu. Ne istediğini... Ne beklediğini... Ne için savaşmaya istekli, ne için artık yorgun olduğunu bulmaya çalışıyordu. Gece sabaha karşı dört gibi bir arka sokak, yağmurlu soğuk bir hava... Öyleydi kadının hali... Terkedilmiş gibi... Telefonu aldı eline... Altı cevapsız aramaya baktı. Ne kadar ısrarla aranmıştı. Oturdu koltuğuna elinde telefonu, arayıp aramamak konusunda kararsızdı, ya'sını düşünüp aradı. Telefon cevap vermiyordu.

Ev telefonu çaldığında, onun aradığını biliyordu. İsteksizce telefonu açtı.
- Uç de bana...
- ...
- Kaç de bana...
- ...
- Anlamıyorsun değil mi? Anlamıyorsun...
- Anlamıyorum...
- Neden susuyorsun...
- Düşünüyorum...
- ...
- ...
- Anlamıyorsun değil mi? Anlamıyorsun...

Kadının susuşu ölüm gibi zamansız, ölüm gibi acılıydı... Adamın yakarışları, yaşamdı. Adam kurumuş topraklarından filizlenen o ufacık umudu yaşatabilmek istiyordu. Hayır istemiyor, bunun için ellerini açmış çaresizce yalvarıyordu. Kadın susuyordu. Ölüm gibi susuyordu. Ölüm gibi zamansız. Ölüm gibi acılı...

Adam telefonu kapadı. Kadın telefonu kapattı. Kadın düşünüyordu. Adam muhtemelen kendiyle kavgadaydı. Telefon çok geçmeden gene çaldı. Kadın o olduğundan emin:

- Benim toprağıma yağma... Nereye yağarsan yağ ama benimkine yağma... (Sesi titremiyordu bile...)
- Kalabalıklarda yalnızım, kalabalıklarda yapayalnızım... Sadece koyun koyuna yatmaya ihtiyacım var. Sadece buna... Anlamıyorsun değil mi?
- ...
- ...
- ...
- Neden susuyorsun... Uç de bana... Kaç de bana...
- Kapatıyorum. Git yat hadi. Sabah konuşuruz. Daha çok konuşuruz seninle...

Kadın telefonu kapattığında, kendi topraklarındaki yalnızlığını düşündü. Uçsuz bucaksız yüreğinin içine sığacak onca şey varken, sığdırabildiği koca bir çöldü. Arasıra seraplar görüp vahalardaki palmiye gölgelerinde serinlese de... Sığdırabildiği koca bir çöldü. Kum fırtınası çıktığında bildiği bütün yollar kaybolurdu. Yeni yollar bulmak için öncülerini gönderirdi. Öncüleri, kollarıydı. Uzanırdı... Uzanırdı, ta uzaklara... Yol illa ki bulunurdu. Ayaklar yola tekrar koyulurdu.

Adamın sesi kulaklarından uzun süre gitmedi. Onun o telefonu kapattıktan sonraki yılgınlığını düşündükçe, içi acıyordu. Birine sığınıp uyumayı istemek, ancak yalnızlığın soğuk nefesini hissedince istenilen birşeydi. Ürkütücüydü. Biliyordu. Kaç gece o nefesi ensesinde hissedip, uyumadan geceleri sabahlara bağlamıştı. Anlıyordu... Ama bazen anlamak yetmiyordu. Toprağına yağmur yağmasını istemek gerekiyordu. İklim yağışa uygun olsa da, şartlar kuraklığa davetti.

Kadın, yatağına uzanıp adamın yalnızlığına sarıldı. Ses olup uçmak istedi adama, söz olup sarılmak:

Anlıyorum dedi... Anlıyorum ben seni ve çok istiyorum uçmanı ama konacağın dal ben değilim. Yüreğim susuz çöller gibi. Senin kurumuş topraklarında açan filizi gördüm ben, gördüm ve bir avuç su bile veremedim... Yeşermez... Yeşerip filizlenmez... Anlamazsın... Yüreğim susuz çöller gibi... Toprağını toprağımla bulama...

Sustu gece zamansız bir ölüm gibi... Sustu kadın... Sustu adam... Sustu yaşam...




Fotoğraf / deviantART

12 yorum:

özlem dedi ki...

OOoff OOOf Evren ne yazayım şimdi ben sana?
Sabah sabah oturdu yüreğimin ortasına yazın.

buraneros dedi ki...

Var ya... Soluksuz okuduğum nadir yazılarından biri... hani ötekiler soluklu okunuyor manasında değil:)))

hani bazılarında, bazı kelimelerde yanlış basılmış harfleri farkedebiliyorum. Ya da şu kelime şurada olsaydı, ya da ne bilim şu cümle burada olmasaydı gibi ukalaca göz atmalarım oluyor:)) sanki kendi söküğümü dikebiliyormuşum gibi:))

Ama bu yazıda hiç takılmadan gittim. Ve bir daha dönüp ne eksik hangi kelimede diye bakmıyorum. Çoook lezzetliydi. Çoook. Duygu kısmına daha sonra değinirim belkim, sevgili Evren:))

Kitap Kurdu dedi ki...

Yazacak fazla birşey yok, harika bir yazı olmuş. Ellerinize yüreğinize sağlık.Bir solukta okudum. Çok teşekkürler....

Evren dedi ki...

çok şey demişsin zaten özlem, teşekkür ederim.

Evren dedi ki...

sen böyle deyince daha dikkatli okudum ve bir kelimeyi yanlış yazmış olduğumu gördüm ve düzelttim...
ne o terziliğe mi soyundun yoksa buraneros :))
çoook teşekkür ederim. çoook :))

Evren dedi ki...

ben teşekkür ederim kitap kurdu, hele de senin gibi bir kurttan böylesine iltifat almak şımarttı beni inan :)

buraneros dedi ki...

ne hadimize, sadece bir deyimi kullandık kendi yazılarımızdaki hatalara bakarak:))

bir yazınızda ve yorumlarınızda bahsi geçen terziyse kastedilen, allah onu size bağışlasın:) durum bizi aşar:))

Evren dedi ki...

amin :)

ESRİK dedi ki...

Dünkü yazına bayıldım, yorum yerini bulamadım. Bu gün de yorum yerini buldum, dünkü yazıyı bulamadım. Bir ara denk gelir inşallah:))

Evren dedi ki...

gelirsiniz gelirsiniz... ümidini yitirme esrik :))

Efsa dedi ki...

Bu anlamak ama o an hiçbirşey yapamamak çok kötü bir duygu.

Su gibi aktı gerçekten yazı, içimize bile.

Evren dedi ki...

öyle zor ki efsa... insanın sesinin soluğunun kesildiği bir an gerçekten de...