Salı, Şubat 16, 2010

BOŞ ZAMAN DOLDURUCUSU

Bize biraz zaman gerek dedim. Haftalık ders programı gibi bir program koydu önüme. Haftalar güne, günler saatlere bölünmüştü. Her sabahı doluydu ve her öğleni... Akşam üzerleri ise gündelik rutin ev işleri, çamaşır, ütü ve yemek hazırlığı ile doldurulacak serbest zamanlardı. Akşamları önce bulaşıklar sonra diziler vardı. Ellerini iki yana açtı; üzgün olduğunu destekleyen bir yüz ifadesi takındı, sesi; bıraksan ağlayacaktı:  Zamanım yok görüyorsun...

Şaşırmıştım, biz arkadaşız sanıyordum. Dertleşip, paylaşıyoruz, gülüp, çoğalıyoruz sanıyordum. Sonradan anladım; ben onun, bunları yapmak için var olan boş zaman doldurucusuydum. Aslında, onun arkadaşlıktan anladığının bu olduğunu çok geç fark ettiğim için, kendime kızmalıydım. Ama ona kızdım... Çok kızdım. Bunu ona söylediğimde alacağım cevabı biliyordum. Sen beni boş zamanı çok olan bir insan sandın galiba... Bir ilişkiyi buraya koymuş birinin; verdiği cevabın altını çizerek görmesini sağlamak mümkün mü... Hiç sanmam... Onlarca gerekçeli ve benim haksız olduğumu ardı ardına sıralayan cümle kurar ki, haklısın demek düşer bana...  Öyle haklısın ki... Üstelik ne bencilliğim kalır ne de gereksiz dert edinmişliğim.

***

Sözleri bittiğinde, olup bitene kendi de inanmıyor gibiydi. O gittikten sonra, arkadaşlık, sevgililik, eş, dost, komşuluk kavramları üzerine düşündüm. Paylaşma hali değişip, boş zamanları doldurma olmuştu da ben mi ayak uyduramamıştım zamana....

Yoksa; ben mi yanlış biliyordum başından beri, arkadaşlık boş zaman doldurma mıydı?


***

Bir tek onun ihtiyacı olduğunda varsanız, aslında yoksunuz demektir... Ne zaman katılaştırdı beni yaşam. Ne zamandan beri ben bu kadar keskin çizgileri olan bir insana dönüştüm. Sınırları olan, katı cümleler kuracak kadar ne zaman yüreksizleştim.

***

Akşam akşam gene onlarca soru buldum kendime, cevabı olmayan. Daha az dinlemeyi, daha az düşünmeyi öğrenmeli ve daha yüzeysel ilişkiler kurup derinliği olmayan sohbetlerle mi doldurmalıyım boş zamanlarımı... Ama öyle yoğunum ki boş zamanım yok bu kadar azı başarmaya... Öyle yoğunum yani... Zamanım yok anlıyor musun seni anlamaya... Ah bir vaktim olduğunda geleceğim sana kendimi anlatmaya...

***

Allahım, dehşetler içindeyim... Herkes mi bencil dünyamda. Herkes mi beni dert köşesi bildi kendine. Yok mu bir soranım, nasılsın, ne yaparsın, keyfin yerinde mi? Aklın başında mı diye... Ne oldu arkadaş sohbetlerine, ne oldu yaşamın yüklerini paylaşan seslere... Hepsi mi çok yoğun, hepsi mi sadece kendi derdinde... Kendinden gayri kimseye zamanı olmayan kişiler mi kaldı bir tek hayatta. Diğerlerine ne oldu... Hani eşini, dostunu merak edip, arayıp soranlara... Hani eşini dizine yatırıp başka bir dünyada onunla zamanı durduranlara... Ne zaman odalar ayrı, televizyonlar ayrı, dünyalar bu kadar ayrı oldu...

***

Yemek saatlerine ne oldu peki... Hani akşam olurdu da otururduk sofraya... Herkes gününü anlatırdı. Herkes başından geçenleri paylaşırdı. Dersler alınır, dersler verilirdi hayatın içinden... Şimdi bakıyorum da, baba haber dinliyor, çocuk bilgisayarda oyunda, anne dizilerin sıkı takipçisi. Ellerde tabaklar herkes kendi yemeğinin derdinde. Kimsenin kimseye dönüp baktığı yok. Herkes kendi dünyasında. Arada birbirlerine seslendikleri de olmuyor değil, o da; meraktan değil, boş kalan reklam arasını doldurmak telaşından... Ha bir de ilgileniyormuş gibi yapma hali var. Mış gibi yaparak iki kelime ediliyor ve işte yaşam paylaşıldı... Hadi bakalım herkes kaldığı yerden devam, yoğun programına... Öyleki, bir arkadaşım çocuğuna ders çalıştırmak için ayıracağı vakti bile, dizilerine göre programlamış. Ben mi çok fedakar anne baba ile büyüdüm.

***

Hayat değişiyor ve sanırım ben yaşlanıyorum. Eskilerden dem vuruyorsa bir yürek, yaş almış da başını koşa koşa gidiyor demektir değil mi? Bu akşam yaşını almış bir dostun da dediği gibi, belki de ruhumun baharını beklemeliyim hayatı anlamak için... Çünkü kışımın soğuğunda daha bir soğuk gözüktü gözüme "boş vakit"ler ve ilişkileri boş vakitlere sığdırma telaşında olanlar...





Fotoğraf / İnternet

14 yorum:

coffeé dedi ki...

"Sözleri bittiğinde, olup bitene kendi de inanmıyor gibiydi. O gittikten sonra, arkadaşlık, sevgililik, eş, dost, komşuluk kavramları üzerine düşündüm. Paylaşma hali değişip, boş zamanları doldurma olmuştu da ben mi ayak uyduramamıştım zamana....

Yoksa; ben mi yanlış biliyordum başından beri, arkadaşlık boş zaman doldurma mıydı?


***

Bir tek onun ihtiyacı olduğunda varsanız, aslında yoksunuz demektir... Ne zaman katılaştırdı beni yaşam. Ne zamandan beri ben bu kadar keskin çizgileri olan bir insana dönüştüm. Sınırları olan, katı cümleler kuracak kadar ne zaman yüreksizleştim."

özellikle bu satırlarını okuyunca bir çok şey çarptı bana da.... zamanın çok hızlanması mı katılaştıran bizi bilmiyorum, ama seyrek de olsa zamanın ve mekanın sınırlamalarından bağımsız bir dostluk da yakalamak da mümkün... martı'daki gibi...ama seyrek.. hele bu zamanda bu seyrek yok kelimesiyle eş anlamlaşıyor....

Kara Kalem dedi ki...

Ama ben sana dedim.
Bu terzi seni yaşlandırır dedim.
İşte gördünmü.
Gardaşının sözünü dinlemezsen böyle olur.
Kestaneye çizik atar, beklersin sobanın başında kukuma kuşu gibi :)))

sufi dedi ki...

"Boş zaman doldurucusu" ne güzel bir tanımlama olmuş bu Evren'im. Aslında hatanın çoğu bizlerde. Çünkü biz de dertlerimizi duygu ve sevgimizi, bizde iz bırakan anılarımızı blog dostlarımızla paylaşıp yeterli doygunluğa ulaşıyoruz.Sorgulanmıyor, kullanılmıyoruz bu ortamda.Negatif üretenlerin offlarına pufflarına katlanmak zorunda kalmıyoruz.Bu nedenle de düzeysiz komşu ilişkilerimize de son vermiş oluyoruz.Çünkü komşularımız bizleri mana sayfamızdan okuyamıyorlar. Bense seni kapı komşumdan daha iyi tanıyorum ve seviyorum. Boş zaman doldurucusu olarak görmüyorum seni ve diğer blog dostlarımı.Zamanım ve yaşamım sizlerle daha anlamlı kılınıyor,teşekkür ve sevgilerimle.

gretchen dedi ki...

sana kocaman bir ohaaaa yollayıp,zihnimin ve kalbimin boşluklarını doldurduğun bu yazın için teşekkür ederim:)

Evren dedi ki...

aslında ne kadar da doğru bir yere parmak basmışsın coffee.... zaman hızla akıp gidiyor ve sanki bizler daha çok kendimiz için yaşamak istiyoruz... ve dediğin gibi zamandan ve mekandan bağımsız dostlar da edinmek mümkün... benim yüzlerini hiç görmediğim halde sıcaklığını hissettiğim arkadaşlarım var, dost tadındadır bir çoğu ve güzeldir varlıklarını bilmek...

Evren dedi ki...

yahu nerden döndün dolandın terziye vardın gene sen :) iyi adamdır benim terzi...
akşam akşam gülmüştüm, sabah sabah bi daha güldüm :))

Evren dedi ki...

tontinim... bir arakdaşımla sohbet ederken en çok bunun üzerinde fikir birliğine varmıştık: insanı mana sayfasından okumak istiyorsan, yazdıklarının içtenliği alıp götürür seni. ve sen hi. tanımadan bir yüreği seversin. oysa karşı karşıya olunduğunda araya giren detaylar; hangi okulda okuduğundan başlayıp, hangi ailenin çocuğu, ne iş yapıyora varan niceliksel bir takım sorular, insanı niteliklerden uzaklaştırıyor.
oysa kelimeler, öyle mi... insanın niteliğini ortaya koyur herşeyden önce ve sen oradan bakıp seviyorsun, oradan bakıp tutunuyorsun ve oradan bakıp uzaklaşıyorsun.
blog dostlarımın bir çoğunun yüreğini biliyorum sanki...
kocaman yüreklere sıkıştırılmış kocaman gülümsemelerle sarılıyorlar bir çoğu bana ve ben de onlara...
bir öğreti vardır severim. yaşlı kadın torununa sorar; kaç insan var dünyada... çocuk cevap verir milyarlarca...
yaşlı kadın gülümser: dünyada çok az insan vardır. dilerim ya onlardan bir ol, ya da onlardan birinin dostu...
ve sen tontinim, iyi ki varsın...
sevgilerimle kocaman öperim...

Evren dedi ki...

ilahi gretchen :) önce ohaaanı olumsuz algılayıp sonra ne kadar içtenlikli olduğunu fark edip gülümsedim.
bir de sevdiğim başka bir tabir vardır; 60 yaşlarındaki dostumdan bana kalan... bir durum üzerine şöyle demişti: evrenim bu tam da ohalı çüş olmuş :))

y. dedi ki...

önce sessizce ağladım, zaman ne kadar direnilmezdi ve ne kadar bencil.
üstelik tam da verdiğimizi ve aldığımızı zannederken ne kadar büyük hiçlikti gördüğümüz, gölgede görünmeyen ama hava açınca havada uçuşan tozlar gibi. ah Evren, ah...

http://fizy.com/s/101fnj

dinle olur mu, bugünün şarkısı bu olsun...

Kitap Kurdu dedi ki...

Hiç bir zaman dizi ve TV izlemedim oğlumun yanında. Ona örnek olayım dedim ama bunu hep istekle yaptım. Zaten sevmem TV. Benim dünyam oğlum uyuyunca başlıyor. İlerle inşallah sizin gibi benim annem ve babam da fedarkardı der. Ben o cümlelere takıldım yazınızda. Çok güzel bir anlatım olmuş, ellerinize yüreğinize sağlık.

Evren dedi ki...

günün şarkısı oldu gerçekten de... bir de hava tam yağdı yağacak bir halde... iyi geldi y., ruhuma iyi geldi. teşekkür ederim.

Evren dedi ki...

önemli olan istekle yapmak değil mi zaten ve bir çocuğun hayatında ne önemli bir şeydir annenin ve babanın çocuğuna zaman ayırması, ilgilenmesi... hayatı onunla yaşaması... bence değerini bilir gösterilen değerden dolayı kitap kurdu, mutlaka bilir ve söyler günü gelince sana...

ESRİK dedi ki...

Paylaşmanın adı boş zaman doldurmak olmadı henüz ama algısı öyle olanlarla yolları ayırmak zamanı geldi de geçti bile...

Evren dedi ki...

kesinlikle esrik... ve mümkünse hemen bugün :)