Cuma, Şubat 12, 2010

FIRTINA ÖNCESİ / ÇÖZÜM 4 / SON

Sinan eve geldiğinde yorgundu, uzun süren çekim boyunca Sıla'nın bir gece önce eve gelmeyip otele yerleşmesini arasıra aklına getirip sinirlense de, bu gece bu konu üzerinde durmayacaktı. Şöyle bir etrafa bakındı, herşey yerli yerinde duruyordu. Salona geçti, bir rom koydu kendine. Bir yudum alıp,  giyinme odasına gitti. Dolabın kapağını açtığında, her bir kıyafetinin özenle dolaba yayıldığını fark etti. Belli aralıklar korunmuş, böylece dolaptaki yokluk hissi ortadan kaldırılmaya çalışılmıştı. Sıla kendince, kendi yarattığı boşluğu Sinan'la kapatmıştı. Sinan, dolabın kapağını hızla çarptı. Öyle ki, dolap kapağı menteşesinden kırıldı.

Salona döndüğünde, masanın üzerindeki kutuyu fark etti. Deriden küçük bir kutu; içindeki antika şarap açacağını görünce hatırladı, Brüksel'de sokak arasına kurulan antika pazarından almışlardı. Sıla görür görmez, kutuları sevdiği ve uzun gecelere harman edilen şarap keyfini anımsattığı için almak istemiş, sonra da pahalı bulup fotoğrafını çekmekle yetinmişti. Sinan, bir sabah o uyurken pazara gitmiş, gizlice aldığı kutuyu binbir zahmetle aylarca heyecanını bastırarak saklamış ve Sıla'ya doğumgününde hediye etmişti. Sıla belki de uzun zamandır ilk defa;  mutluluk, şaşkınlık ve aşkla bakan gözlerini karşılıksız Sinan'a  teslim etmişti. Sinan o gözleri hep sevmişti. Sıla'nın bakışındaki o sonsuz sıcaklığa en umutsuz anlarında sığınırdı. Hele de terkedilmiş çocuk yalnızlığındaki akşam hüzünlerinde... Bunu Sıla'ya hiç söylemedi. Nedenini kendi de bilmezdi. O Sıla'yı; gece gizlenip de karanlığa, gösterince yüzünü eve yayılan ıssızlıkta, işte tam o saatlerde severdi. Sıla'nın yanına uzanır, saatlerce yüreğini okşardı.  Yüzünü öper, zamanında onu acıtmış olmanın acısını sonuna kadar içinde hisseder, alnından öper, Sıla'nın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme görürse, işte ancak o zaman uykuya dalardı. Sinan Sıla'yı özledi.  Duvarlara, eşyalara kazınmış her bir nefes, her bir kelime, her bir an, Sinan'a doğru koşuyordu. Sinan ürktü. Aklının koridorlarında açık kalan bütün kapıları teker teker kapadı. Hepsi menteşelerinden ardı ardına kırıldı.

Kutunun altındaki kare kartın üzerindeki pencere fotoğrafına uzun uzun baktı. Okuyup, okumamak konusunda tereddüt etti. Hiç masadan kaldırmadan, tek eliyle kartı açtı. Sıla'nın el yazısı titrekti...




İlk karşılaştığımız gece; insanları rahatsız eden olup biten değil, olup biten hakkında inandıklarıdır demiştin. Ben hep beni sevdiğine inanmak istedim, insan en kolay kendini kandırır ya...    Kelimelerimiz tükendiği gün, kendimi kandırmaktan vazgeçtim. Ne zamandı diye düşündüğünü biliyorum; üzerine konuşmadığımız o geceden sonra... Evde bir ses olsun diye her gece müziği açardım.

Her gece dönüp yüzümüzü duvarlara... Uykusuz gecelerde  saklandık uzunca bir süre. Dokunmaya cesaretimiz bile yoktu birbirimize... Söylesene Sinan, ne zaman küçüldük, ne zaman görünmez olduk biz birbimize? Nasıl bu kadar yabancılaştık söylesene? Belki gölgemiz uzar da dokunuruz birbirimize diye, inatla yakardım mumları her gece evimizin orta yerinde. Dokunuruz da, sanki bir caddenin ortasında telaşla koştururken birbirine çarptıktan sonra önemsizce bir ağız alışkanlığı ile pardon diyen insanlar gibi, tek bir kelime söyleriz birbirimize diye umutsuzca bekledim.

Ama artık gitmek gerek Sinan... Sen de biliyorsun, ne senin acını ne de kendi acısını kaldıramaz daha fazla bu yürek... Sen de bilirsin onun kocamanlığını; bir serçeninki ne kadarsa o kadardır işte. Bir avuç kadardır nihayetinde...

İnsanları rahatsız eden olup biten değil, olup biten hakkında inandıklarıdır demiştin ya, senin inandığın gibi pencerenden bakamadığımdan değil, tam da aksine o pencereden bakıp da gördüklerimden dolayı gidiyorum ben... Kendi yürek penceremden gördüklerimin güzelliğini bildiğimden gidiyorum en çok da... Ki o pencereden bakmaya devam etseydim hep inandığım Sinan'ı görecektim. Keşke bir kez olsun sen de benim penceremden bakıp, benim Sinan'ımı görebilseydin. Mutlaka, mutlaka en az benim kadar severdin. Çok severdin...


Sinan o gece ilk defa Sıla'ya kapadı gözlerini, hayata kapar gibi...
Şimdi ne elleri vardı Sinan'ın ne de gözleri...
Koca bir yüreği vardı.
Sağ eliyle sol yanını tuttu.
Ağlamadı.



Ain't No Sunshine





_____________________________________________________SON___________
Fotoğraf / deviantART

7 yorum:

hüznün tadı dedi ki...

Çok güzeldi,günlerdir beni blogunuza bağladı. Teşekkürler...

Evren dedi ki...

keyif aldıysanız ne mutlu bana, sevgiler...

funda dedi ki...

harikaydı ellerine sağlık...

Kara Kalem dedi ki...

Canımsın
Tek kelime ile mükemmeldi.
Bu bile şuan az geldi

Teşekkürler Evrenim

Evren dedi ki...

>>> teşekkürler funda...

>>> ben teşekkür ederim, ara gazlar iyi geldi kara kalem...

sufi dedi ki...

Yine boşlukta kaldım ben."Aradan uzun yıllar geçmeden Sılanın gittiği memlekette raksederek yağan karların altında kurgusuz karşılaştı gözleri bir an" demek geldi içimden.Tontini

Evren dedi ki...

hikayenin devamını bilmiyoruz ki tontinim, belki de çok geçmeden mesela bir sonraki uçakla Sinan'da gitmiştir Sıla'nın peşinden... dilerim :) ve içinden gelen gibi olsun sonları her aşksız biz diyebilenlerin...