Pazartesi, Şubat 08, 2010

FIRTINA ÖNCESİ / DÜĞÜM 2

Paltomu alıp binayı terk ederken, camda asılı kalan gözlerini yüreğine koyduğunu fark ediyorum. Karda uzun uzun yürümeye karar veriyorum. Her yanım ıslanıyor, üşüyorum. Bazı vazgeçişleri ve bazı kalışları anlamıyorum. Camdan belli belirsiz duyulan şarkıyı biliyorum, bu şarkıyı her seferinde onun için, elinde kadehle dinlediğini biliyorum. Onun bu arabesk hallerine şaşırsam da, evine gitmek istemeyişini anlıyorum.

Söz ettiği kadını tanıyorum; gerek hocanın asistanı oluşumdan gerekse uzun sohbet gecelerinden zamanla arkadaşlığa dönüşen tanışıklığımızda, hoca ile paylaştığımızdan fazlasını paylaşıyoruz zaman içinde onunla. Kadın olma ve kadının kadını anlama hallerinden belki, daha çok sır var paylaşılan ve gömülen aramızda. Neredeyse benden 20 yaş büyük ve hocayla da arasında 2-3 yaş var ya da yok. Hoca ile tanıştıklarında, diğer bir anabilim dalında asistan o. Hiç evlenmemiş. İstemiş ama ilk ve tek aşkı da yarım kalmış. Biri kısmetimi bağladı diyor kahkahalar atarak, geriye inanacak bir şey kalmadığını vurguluyor kahkahaları anlıyorum.

Dilimin ucunda şarkıyı mırıldanırken, düşünüyorum:






Kadının bir gün önce, "neden onunla denemiyorsun" dediğimdeki "çünkü boğuyor beni"sine takılıyorum. Kendine güvensiz her sevdalının karşısındakini boğduğunu fark ediyorum. Yüreğinde yaraları kapanmamış bir insanın severken, karşısındakini hırpaladığını fark ediyorum. "Peki sen neden ona güvenmesi için bir şans tanımıyorsun, neden o adamı hayatından çıkartıp, onun sana güvenmesini sağlamıyorsun" dediğimde, yüzü değişiyor, gözlerini bu sefer pencereye asılı bırakan o oluyor. "Ben onu hayatımdan çıkartmak istemiyorum ki. Gün içinde aramasını, sormasını, sesini duymayı seviyorum, hayatımda kalsın istiyorum. İnan artık aşık değilim ben ona ama seviyorum. Ama o bunu anlamıyor, benim üzerimde bir baskı kurarak, onunla arkadaşlığıma laf ederek, sürekli üzerime geliyor. Sanki ben aşıkmışım hala gibi, değilimi anlamıyor". Karşımda o anda, 15 yaşında gözü yaşlı bir kız çocuğunun aldığı ilk aşk yarasından geriye kalan halleri resmediliyor. İçim ona ardı ardına sorular soruyor; en çok "sen acıtılsaydın bu şekilde belki sen de benzer bir davranışı sergilerdin, bilemezkin ki" demek istiyorum ama susuyorum, anlamaya çalışarak dinlemeye devam ediyorum. Sesinin yükselmesinden fark ediyorum ki; onun da baş edebildiği bir durum değil bu. "Biliyorsun değil mi, kendi mutluluğun için birinden vazgeçmen gerek." diyorum. "O beni boğuyor" diyor. O zaman anlıyorum. Kendi davranış biçiminin yol açtığı bu durumun faturasını sadece ona kesiyor. O faturanın bedeli öyle ağır ki, ne faturayı kesen, ne de faturayı ödeyecek olan bu yükü kaldıramıyor. "Belki de onu yeterince sevmiyorsun" diyorum. "Vazgeçeçek kadar değil, evet" diyor.  Sinan'ın sözleri aklıma geliyor,



 - İnsanları rahatsız eden olup biten değil, olup biten hakkında inandıklarıdır.-

O konuşmaları hatırladıkça, adımlarım hızlanıyor, yağan kara karışan öfkem giderek katlanıyor. Kafam karışıyor, aklım almıyor. Bu; ne yardan ne serden vazgeçemeyişlere benim yüreğim katlanmıyor. Bencilce bir durumu ortaya koyma hali gibi geliyor, ben buyum arkadaş seversen ya böyle seversin ya da kapı orada halleri benim sevgi anlayışımla bağdaşmıyor.  Öfkem yağan kara karışıp, giderek sulu sepken bir hal alıyor. Ağlamaklı halim beni çileden çıkartıyor. Öfkemi bastırabilmek için, ayağımın altındaki beton ile aramda kalan kara daha sert, daha sert, daha sert basıyorum öyle ki, ayaklarım bileklerinden itibaren ağrıyor.

Arabama biner binmez beni sakinleştirecek radyo istasyonunu açıyorum. Nisan'da katılmayı planladığımız, Cape May Jazz Festival'i hayal ederek, müziğin ritmine kendimi kaptırıyorum. Yol boyu, sevmek biçimleri, halleri, yaraları üzerine düşünüyorum. Dışarıda kar yağıyor, ben üşüyorum.




__________________________________________________________Devam Edecek...
Dil ucunda mırıldanılan şarkı / Gücüm Yetene Kadar

2 yorum:

Kara Kalem dedi ki...

Mükemmel yazıyorsun. Seni okumak çok büyük keyf veriyor Evrenim. Boş şarap şişelerinin üzerlerimizde tüm sülalece yarattıkları melankoliye kuvvet, yazmaya devam :) Hikayenin gerisini okumak için bu sözlerimde yeterli gelmeyecekse sana, sen iste iki parande atıp, eski mahalle arkadaşlarımı toplayıp uzun eşşekte ebe olayım. Gelen belime bırkıma zıplasın :) Dediğim gibi yazmaya devam. Büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum hikayenin devamını :)

Bu arada sende günün tüccar yazarlarına uyup reklam kuşakları yayınlar olmuşsun ya yazılarının içinde, çoluk çocuğa kötü örnek oluşturuyorsun bilmeni isterim :))))

Evren dedi ki...

dur bakalım kara kalem, düğüm kördüğüm olmadan çıkabilecek miyiz işin içinden :) övgü dolu sözlerin için teşekkür ederim...

reklam konusunda bir detayı söylemeden geçmiyeyim; onlar gibi para kazanmıyor bu kendi halinde yazan kadın :)sadece o festival ve türevlerine gidebilmeyi isterdi...