Çarşamba, Şubat 03, 2010

YİNE Mİ BE YÜREK YİNE Mİ


Oturmuş koltukta hayıflanıyorum bir günün daha bitişine... 
 ...


Kendimin en kuytusuna gidip oturuyorum. İçimde bir sıkıntı. Bugün aldığım haberden belki. Belki kendime dokunan ucundan. Belki hayatı sorgularken takılıp kaldığım bir andan... Sebebi çok, sebebi yok hallerimdeyim.


Tarifi olmayan mutlu anların sonrasındaki amansız, yola gelmez, söz dinlemez hüzün çeşmesinin başında durmuşum da kırılan testilere bakıyorum sanki.

Güvenimi aldı benden, geceleri rahat uyumalarımı ve sabahlara mutlu uyanışlarımı

diye haykırıyordu, kendisine tecavüz eden adamla mahkemede karşılaştığında. Dizinin senaryosunu yazan daha önce tecavüze uğramadıysa nasıl olur da yazabilirdi tecavüze uğrayan bir kadının haykırışlarını diye düşünürken yüreğime edilen tecavüzün sonrasında benzer kelimelerle boğuştuğumu fark ettim.


Uzun zaman oldu. Tedavisine geç kalınmış bir hastalık şimdi bendeki... Oysa tedavi oldum sanıyorsun. Hazırım diyorsun. Çevrendekileri kandırıyorsun bir süre. Seni tanıyan dost arıyor, mutsuz, temkinli, kızgınlığını gizlemeye çalıştığı düşük tonlu sesi ile... Kendini kandırmaya daha ne kadar devam edeceksin. Daha ne kadar onarmadan ruhunu dayanabileceksin. Daha ne kadar yüreğini acıtabileceksin. Daha ne kadar acını saklayabileceksin. Daha ne kadar yaralı yüreğini onaracak birini arayacaksın. Gönüllü olur mu sanıyorsun sana biri... Demiyor da sen o telefonu kapattıktan sonra sorularla kalıyorsun başbaşa. Oysa dostun sadece "lütfen diyor lütfen yeter..."


Aylar öncesiydi, bu yazıyı yazmaya sebep hallerimin üzerinden geçeli çok olmuştu. Bir cümle, onca zamandır içimde saklı olan yaranın kabuğunu kopartmıştı. Aylardan Mayıstı. Üzerinden geçen onca aydan sonra kanamaz sandığım yüreğim, kanadı. Günler sonra, bir cümle, çıkıp geldi uzun zamandır saklandığı belli yerinden, taa yürekten. Çok şeydi, yüreğime sarılıp sarsıla sarsıla ağladım. Şimdi yine ve yeniden o uykusuz gecelerdeyim; dilimin ucunda benzer bir cümle, kurmaya korkuyorum, sessizce içime ağlıyorum...

Yine mi kandın sözlere, yine mi dağlandın
Yine mi yıprandın, yine mi korunmadın
Yine mi yürek, yine mi aldandın...




____________________________________________________________________
Görsel / Pino

6 yorum:

Ateş Böceği dedi ki...

Bizler aldanmaya meyilliyiz ..Çünkü aldatmak nedir bilmiyoruz..

Ağlamaksa kaderimiz gibi hep yanı başımızda..Üzülme yalnız değilsin ki..

Sse versen duyarım sesini en yakınımda ..

Efsa dedi ki...

Gerçek bir tecavüz, hem yüreğe hem bedene işliyor dövme gibi. Yıkansan da arınamıyorsun. Öyle bir kurt gibi seni yiyor, kime neyi ne kadar anlatacağını bilemiyosun. Hiç kimse senin neler yaşadığını anlayamaz çünkü. Öfkeni, mış gibi yapmalarını, anlık moral bozukluklarını, her yeni insanda acabalarını, neden ben lerini, mutlu çocuklukları kıskanmanı, cezasız kalınmasını, deşmeyi istemeni... bu liste o kadar çok uzar ki, kendin bile şaşar kalırsın.

Eminim yüreğe yapılan tecavüz gerçeğinin yanında tozz gibi kalakalır. Anca gözümdeki mikrop gibi oraya yapışıp ilhatap toplatır.

Sokak Kedisi dedi ki...

Yüreğinin sadece bir tatmine aracı edildiğini hissetmesi öyle ağır geliyor ki insana gözünü bürüyen öfke ile içini yakan üzüntü bir olup yiyip bitiriyorlar resmen...

Gönülveren insanlardan olmaya ceza mıdır bu aldanışlar? Bu sever gibi yaşanmışlıklara kanmakla iflah olur mu acaba gönül?

Bedeni kullanmanın cezası olur da yüreği kullanmanın neden olmaz ki? Daha mı az can yaktığını sanırlar bu kullanılmışlığın??

Lütfen, yeter lütfen evet ama sadece lafı geçince de bitmiyor ki...

Evren dedi ki...

bilmez miyim ateşim... teşekkür ederim. yürek bu aldanacak elbet, aldanmasa sevmeyi bilir mi?

Evren dedi ki...

yani konuyu dolaşırtırıp, tek gözüne getirmişsin ya efsam, ne diyeyim ki ben sana... gözüne gözün gibi bak emi :)

tecavüzle ilgili bir yazın vardı dimi? senindi yazı... orada ne güzel anlatmıştın...

Evren dedi ki...

geçiyor da zaman gerekiyor... dedim ya daha önce de aldanmazsa sevemez ki yürek... aldanacak elbet, hem o yüreği saranla hırpalayan aynı olmazsa adı sevda olur mu ki...