Perşembe, Mart 05, 2009

AN DEFTERİ


Günlerin yorgunluğu vardı kadının üzerinde. Yatağa yattığında istediği tek şey, uykuya dalmak ve bir daha uyanmamaktı. Öylesine uykusuzdu gecelerce.

Ilık bir duş aldı öncesinde. Saçlarını kuruttu. Saten bir gecelik giydi üzerine. Çarşaflarını yeni yıkanmış, kokusu üzerinde olanlarla değiştirdi. Garip bir seromonin içindeydi nedenini bilmediği. Uykusuzdu ama ilk defa uykuya dalar gibi heyecanlıydı aslında. heyecanını yenmek için ılık bir süt içti. Ya uyanamzsam diye, iki satır yazı karaladı başucundaki AN DEFTERi'ne...

AN DEFTERİ

18 yaşından beri yazdığı anlara ilişkin küçük notlar aldığı bir defter edinmişti kendine. Yazdığının nedeni, niçini, kimesi, niyesi unutulmasın diye. An defterinin yapraklarına bir not düştü o gece, uyumadan hemen önce;


DEĞERLİSİN

YANSITABİLDİĞİM KADAR

DEĞERLİYİM

YANSITTIĞIN KADAR


Tarih, saat, yer, olay özetini altına düştü.
Defterni kapattı. Yatağa uzandı.
Kuş tüyü yorganı üzerine değdi.
İçi ürperdi.

İlk uykuya daldığında yoğun, yarı şuurlu olarak, hayal etme ve görüntüleme periyodundan geçmişti ki, kısa bir rüya gördü. Rüyada çok kısa bir zaman geçirmişti ki, 4 yaşında bir erkek çocuğuna masal okuyuşu kalacaktı sabaha…

Yaklaşık 20 dakika sonra, daha derin, daha huzurlu ve rüyasız bir safhaya dalış yaptı. Bu esnada derin ve rüyasız bir uyku durumundaydı. Uykusunun en derin, en iyileştirici ve en uygun dinlenme noktasındaydı. Günün yorgunluğunu orada bırakacaktı. Bu rüyasız devrede iç dengesi en nihai konuma ulaşmıştı.

Uykuya daldıktan sonra yaklaşık doksanıncı da­kikada, uykunun en hafif dönemine ulaştı kadın. Bu noktada uyanma ihtimalimi çok yüksekti. Zaten çev­resindeki sesler, hareketler, içindeki ağrılar veya üzüntülerle aniden uyanıp canlanırdı her gece tam da bu evrede. Tekrar uy­kuya geri dönebilse, bütün devreler yeniden başlardı da dönemezdi işte.

Ki o gece tam da 90. dakikada telefonu çaldı. Arayanı belliydi. Uykulu bir sesle merhaba diyebildi belli belirsiz. Karşısındaki sesin donukluğu kendine getirdi kadını. Noktasız konuşuyordu aslında adam.

Nasıl kıydılar bana… Hislerime… Nasıl acıttılar beni bu kadar… Tek istediğim yanlarında olmaktı… Ne varsa bende, verdim ben onlara… Karşılık beklemedim ki onlardan da…

Sövüyordu hayata, kadının hiç bilmediği küfürleri sıralıyordu her bir kelimenin peşi sıra… Bir kırılmışlık, bir küfür, bir acımışlık, derinden bir of…
2 saate yakın konuştular adamla…

Rahatlayacak gibi değildi adam, kadın ne söylerse söylesin adam takılıp kalmıştı o an’a…

Eğer adamın bir an defteri varsa dedi kadın telefonu kapattıktan sonra, şu notu düşmüştür boş bir sayfaya…


KIRILDIM BİR KEZ DAHA BU HAYATTA

İZİN VERDİM DOSTLARIN KIRMALARINA

DÖNÜP ARKALARINA BAKMAMALARINA

Sabah uyandığında, evin işlerine yardım eden kadın çoktan başlamıştı işine. kahvaltıyı bile hazır etmişti evin hanımına. Satı dedi sen bilirsin rüya tabiri falan di mi?

Anlat hanımım dedi Satı...

“Doğudan batıya askerler geliyordu ben diyeyim 1 milyon, sen de 2… Yok yok hatta 3 milyon… Oklar vardı ellerinde… Uçlarında ateşler… Ok değdiğinde patlıyordu adamlar…”

Elindeki kovayı bıraktı Satı, ellerini yıkadı. Evin hanımına döndü. Yarın gelirken penye gecelik alacağım bir tane sana, üşütüyor bu saten seni, sen iyi uyuyamamışsın dün gece, yat uyu bir - iki saat daha..." dedi.

Evin hanımı gülümsedi, masalın devamı için yatağa döndü. uykuya dalmadan heme önce an defterinde bir boş sayfa açtı.

ÜŞÜMEMEK İÇİN SICAK TUTANIN NE OLDUĞUNU ÖĞREN

Tarih, saat, yer, olay özetini altına düştü.
Defterni kapattı. Yatağa uzandı.
Kuş tüyü yorganı üzerine değdi.
İçi ürperdi.


__________________________



Fotoğraf / Sleeping Goddess II by Hendrik Ronald




10 yorum:

sufi dedi ki...

Herkesin bir an defteri olmalı sendeki bendeki gibi.
Ben de dün uyandım uykudan gece oniki;yazdım defterime,
"teğetin teğeti teğet geçtiği an"cümlesini.
Ne demekse öğreneceğim bir gün belki!

efsa dedi ki...

Benim de ilk düşüncem o saten geceliği giyince de üşüyecekti ilk başta. Ama kadın ilk yorganı çektiğinde üşüdü yatağa girdiğindeki o sogukluk hissini duyumsamadan. Sarılınmaya mı muhtaçtı bu kadar.

Giydiği veya girdiği zaman değil, yorganı üzerine çekince üşüdü.


An defteri ise benim hayatım boyunca pek yapamadığım bişiy, özellikle tarih saat yer kısmı nasıl da hayatın içinde hissettiriyor kendini :)

beenmaya dedi ki...

peki ya kendinin değeri sadece kendinin bilebildiği ve sadece kendinin ona verebileceği...

Ful yaprakları dedi ki...

defterle çok şeyi anlatır..
en önemlisei de içimizde kıyımızda köşemizde en saklı kalmışları..

Evren dedi ki...

öyle oluyor di mi sufi, bircümle yazıyorsun, günler hatta belki yıllar sonra anlamını buluyor...

Evren dedi ki...

Yorganın o ilk yatağa girişteki soğukluğunu severim... Kendi adıma o ilk ürpertiyi de, ama hiç düşünmemiştim efsa yalnızlık mı aslında ürperten yanında biri varken bile...düşüneceğim :)

Evren dedi ki...

o değer bilinmese üzülmez ki yürek her seferinde maya... verdiğine değil de aldığının farkında olmayanadır hissedilenler galiba...

Evren dedi ki...

AN DEFTERİ yeri gelir SIR DEFTERİ olur elbet ful yaprakları...sadece yazarının anlamlandırabildiği bir deftere dönüşür zamanla...

Ateş Böceği dedi ki...

Bende liseden beri An(ı) defteri tutuyorum kendime şimdi dönüp okuduğumda an(ı)'larımda ne kadar çok şey biriktirdiğimi fark ediyorum artık onlar an(ı) dan çıkıp hayatımın kumbarası olmuşlar o yüzden artık an (ı ) defteri değilde yatırım olarak bakıyorum ben o defterlere

Evren dedi ki...

Kumbara ve yatırım çok güzel betimlemiş aslında meselenin özünü ateş böceği...