Cuma, Mart 20, 2009

ÖRSELENMEK - İLK


Sıcak şarap yapmıştı o gece kendine; kakule, portakal kabuğu ve tarçınla harmanlamıştı kırmızı şarabı. Yurt dışından aldığı ilginç kadehlere koydu şarabını. Oturdu camın kenarına. Kendine hediye ettiği öykü kitabının ilk sayfasını açtı. Ön sözdeki tek bir cümle aldırmıştı bu kitabı ona. Yazarını tanımıyordu okumamıştı daha önce. Merak etmişti sadece, cümlenin tanıdıklığı ilginç gelmişti kendisine.

Her Düştüğümü Sandığımda Sen Vardın Yanımda...
Düştüğümde Anladım...
Sen Yoktun Aslında...
Aldanışıma Aşk Dedim O Günden Sonra...

İlk öykü: İLK...

Yalnızlığımın orta yerinde karşılaştık seninle... Uzattın elini tuttun elimden. Üşümüştüm, öyle sıcak geldi ki elin elime, gülümsedim gözlerime. Küçük bir çocuk ürkekliğinde yaklaştım aslında sana. Korkma derken gerçek geldi sözlerin. Benim gibisin sandım. Benim gibi yalnızlığın tam ortasındasın. Her gün konuşmaya başladık bir süre sonra... Sen aramasan ben arıyordum seni. Seslerimiz nasıl da keyifli gelirdi birbirimize. Saatlerce konuşurduk, saatleri unuturduk birlikte. Uyku akardı da gözlerden uykuya dalamazdık yine de. Sabahları beraber karşılardık, geceleri beraber beklerdik çalmasın hırsızlar gece aşıklarının anlarını diye. Öyle sevdim ki seni uzaktan bir iyice. Sen de sevgi sözcükleri söyleyip dururdun kendince. Gerçek sanırdım konuştuklarını. Yürekten sanırdım dile gelenler. Hiç yapmadığım kadınlığımla örtüşmeyen bir hal içindeydim ilk günlerde. Her kelimen bana sanıyordum. Her söylediğin benim kulağıma bir fısıltı sanırdım. Değilmiş, günler sonra yazdığın iki satırla anlayacaktım, paralel hayatların yansımalarıyla yaşadıklarımın aslında hiçbiri bana ait olmayan anlarmış.

Nasıl bir sona bağlanacaktı ki gene bu hikaye. Dilerim dedi akşam akşam beni üzecek bir hikaye değildir içine girdiğim. Mutlu şeyler okumak istiyordu artık. Mutluluk hissetmek istiyordu sadece. Öyle yorgun ki hayattan… Öyle bıkmıştı ki sahte arkadaşlıklardan, içi boş canımlardan... Kendinden bıkmıştı belki de... Karşısına çıkan her insanı kendi gibi sanmasından yaralanmıştı en çok...


Günler sonra aramaz oldun, işin düşünce arardın arasıra. Ben aradığım zamanlarda da hep işini bahane eder oldun. Sonra ararım demelerin çoğaldı, önceleri bir iki saat sonra arıyordun mutlaka. Git gide ertesine güne sarkmaya başladı sonra aramaların. İnanıyordum sana. İnanmak istiyordum inatla. Yüreğinin iyiliğine kanmıştım bir defa. Kendi yüreğim iyiydi ve yalansızdı ya, sanıyordum sen de öylesine iyi ve öylesine yalansızsın aslında. Gecenin bir yarısı aradığında günlerdir görüşmüyorduk. Özledim seninle konuşmayı dedin. Hiç sormadın nasılsın, iyi misin diye. İlk o zaman fark ettim. Sen bende olmak istiyordun da benim sende olmama katlanamıyordun. Kabul ettim yaptığımız bu sessiz anlaşmayı tek taraflı. Aramadım seni o geceden sonra bir daha. Sen aradığında konuşurduk sadece, susardın bazen dakikalarca. Susardım anlaşmamız gereği.

Bir gün karşılaştık adalar vapurunda. Tanıdım seni sesinden. Öyle dinlemişim senini yıllarca. Yaşlanmıştın ve saçlarına kırlar düşmüştü yer yer. Baktın bana. Tanıdık geldim bir yerden belli ama çıkartamadın beni bir türlü. Ayıp olmasın diye selamlayışın üzmedi desem yalan olur. Ama nasıl sevindim seni gördüğüme. Elimde olmadan izledim seni uzun süre. Elinde telefonun sürekli konuşuyordun birileriyle. İlk adaya yaklaştığımızda inmedin. Nedense sevindim içten içe Büyükada'ya gelişine. Hiç konuşma geçmemişti adayla ilgili aramızda senle.


Adaya yaklaşmak üzereyken kalktın ayağa. Bana doğru geliyordun da görmüyordun beni ben olarak gene. Az önce karşılaştığın bayandım ben senin için. Daha tanıdık bir edayla gülümsedin bu sefer bana. Karşılık verdim aynı nezaketle, bu sefer yüreğimde bir sızı hissettim ince. Peşin sıra kalktım ayağa. Yanaşınca gemi indik önde sen, senin izinde ben. Çıkış kapısında yarı yaşında bir kadın el sallıyordu sana. Kayıtsız adımlarla yaklaştın kadına, öptün yanaklarından. Elimde değildi, izliyordum uzaktan. Öylece baktım peşin sıra. Gözden kaybolunca sen, ben de bindim bir faytona, kalacağım otele kadar bir sigara içtim içime çeke çeke. Odam denizi tepeden görüyordu. Harika bir İstanbul manzarasına uyuyacaktım o gece. Yemeğimi yedim, denizin kıyısındaki lokantada ve müzik dinledim barında. Odama çıktığımda duş aldım ılık ve uzandım yatağa bornozumla. Seni düşündüm, 10 yıl olmuştu neredeyse sadece sen istediğinde, genellikle ayda bir arardın da hiç görüşmemiştik bu süre içinde.


Çok mu yaşlandım, çok mu değiştim diye düşünürken kalktım tekrar ayağa baktım aynada kendime. Evet, yaşlanmıştım da tanınmayacak halde de değildim aslında. Bakışın geldi gözümün önüne. Dalgınlık olabilir miydi tanımayışının sebebi. Hani bakmak ve görmek meselesi… Ama ya ikinci kez selamlayışın… Düşünmek istemedi. Dinlenmeye ve farklı bir 2 gün geçirmeye gelmişti, çok sevdiği adaya. Kiliseye çıkacak, dua edecek ve keyfini çıkaracaktı yalnızlığının. Nereden çıktın ki sen dedi. Yalnızlığımın tam da orta yerinde… 10 yıl önceki anılara gitti aklı. İlk karşılaşmalarına. İlk el ele tutuşmalarına. Kendini nasıl da kapıp koy vermişti bu adama. Nasıl aldanmıştı onca deneyimine rağmen. iyi ki dedi, iyi ki izin vermişim kendime. Kapattı ışığı. Uyuyamadı bir süre...



Kapattı kitabın ilk öyküsünü bitirmeden. Daldı derinlere. Baktı gözün görebildiği en uzak noktaya:



Güleç yüzlü adamı gördü. Modadaki çay bahçesine oturuyorlardı. Adam ilk kez o anda düşmekten korkma sakın, ben hep yanında olacağım dedi. Dönüp öpmüştü bir de yanağıyla dudağı arasında bir noktadan. Adama kanan kendini, en ihtiyaç duyduğu cümle bir çırpıda kulaklarına çarptığında parıldayan gözlerini gördü.



Devam edecek...

_______________________________Devam etti...

Fotoğraf / Watching by seanmantey


8 yorum:

Ateş Böceği dedi ki...

Aartık bu kadarıda olmaz derdirtiyorsun bana sen beni tanıyormusun yoksa :) Döktürmüşsün yine ellerine sağlık devamınıda bekliyorum tabikide büyük bir zevkle ...

guguk kuşu dedi ki...

CANIM,
Biz bazı insanlar sevgi kelebeği gibiyiz galiba. Sevmeye ve sevilmeye hazır dolaşırken birilerinin tavırlarını sevgi ile aşkla özdeşleştiririz. Buarada biz yüreğimizle severiz. Onlar ise akılları ile yaşarlar. Birgün görürüzki, sevgi, dostluk, aşk sandığımız şey aslında sadece kendi yüreğimizmiş. Sertab erenerin şarkısında olduğu gibi. Biz anlam vermişizdir bütün olanlara, adını da sevgi koymuşuzdur. Çünkü biz herşeye kalp gözü ile bakarız, lap sever, zihin düşünür, yorumlar yargılar. Sonra düşünen zihn gider, kalp duygu doludur, nefret eder, tüm incilmişliği ile. Öyle nefret etmek isterki yürek, taaki yüreğinden o sevgi çıkıp gidene dek. Kanatır her daim yüreğini, ki çıksın gitsin o tek başına yaşanmış, adını kendinin koyduğu sevgi, dostluk herneyse. (ama buarada şarabın tarifine bayıldım).

beenmaya dedi ki...

devam etmeli öykü içinde öykü, hepimizin içindeki gerçek...

efsa dedi ki...

:( devamını bekliyorum. çünkü kendimi görüyorum.

Evren dedi ki...

:) tanıyorum tabi ateş böceği. güzel yürekli bütün insanlar birbirine benzer öyle ya da böyle ...

Evren dedi ki...

ne kadar içten bir canım o öyle, yüreğime kadar geldi guguk kuşu... bir ara şarabın tam tarifini vereyim. bir daha ki kışa içersin sende... hımmm nefis olur nefis :)

Evren dedi ki...

öykü gerçek birbirine karşışıyor zamanla, gerçek öykü oluyor, öyküler gerçek. aşklarsa hep masallarda kalıyor maya.

Evren dedi ki...

ama efsam yok öyle surat asmalar, anlatmam öyküyü sonra...