Cumartesi, Mart 21, 2009

ÖRSELENMEK - İLK - 2


Notre Dame de Paris - Belle


ÖNCESİ... Bir yudum aldı şarabından, içini ısttı karlı gecede. Öğrenmişti kendi kendine yetmeyi uzun bir zaman önce. Elindeki kitapla bir oyun oynamaya karar verdi: Fal bakmak kendine. Kırksekiz saattir çıkmamıştı evden 48. sayfa olsun dedi. Yaklaşık üçüncü kadehini içiyordu. 3. satır olsun dedi.

Sonu ona çıkmayan bir aşk yolu arıyordu kadın, geldiği kasabada bulma ümidi o kadar baskındı ki, önünden geçen kara kediyi görmedi.

Bu da ne demekti şimdi... Her fal baktığında, anlam yüklerdi okuduğu satırlara. Tamam soğumuştu yüreği bir süredir. Ama bu kendi tercihiydi. Kendi ile yetinmeyi öğrenme sürecinin ilk adımı, soğutmaktı yüreği. Kara kedi de nereden çıktı dedi. Kasaba iyi değil miydi yoksa, uyarıydı mutlaka kadına. Kitabın yazarı okuyucuya kadınla ilgili ya da umutlarıyla ilgili bir şansızlık olacağının ilk sinyalini veriyordu da, bu falda ki bu cümle kendisine nasıl bir sinyal veriyordu, onu bulması gerekliydi. Eğer kendi ile olma durumunu yeni bir kasaba olarak yorumlarsa bu durumda hala birilerinin hayatına girmesi ile ilgili bir umut taşıyordu ki bu kendi ile olma durumuna ters düşüyordu. Düşünmeye başladığındaki ilk cümlenin ucunu kaçırdı. Dönüp kitapdaki 3. satırı bir kere daha okudu.

Sonu ona çıkmayan bir aşk yolu arıyordu kadın, geldiği kasabada bulma ümidi o kadar baskındı ki, önünden geçen kara kediyi görmedi.

Tamamdı işte. Her ilişki denemesinde, yürümeyen her noktada ona dönüyordu kadın, Ali'ye ağlarken Veli'ye ağlar buluyordu kendini. En son yaşadığı ilişkisinde de sevgilisi, sen onu unut sonra beni bul deyip gitmemiş miydi? O gecenin sabahında karar vermemiş miydi, kendine yetmeyi becermek zorunda olduğunu. Bu durumda kendine yetme kasabayla örtüşmüyordu. Geldiği kasaba... Geldiğim kasaba... Kasaba... Kaba saba... Yok yok... Aklına söz geçirdi, saçma sapan kelime oyunları oynamayacaktı. Anlamın peşine düşmüştü. Tesadüflere inanmazdı. Bu satır karşısına çıktığsa mutlaka bir anlamı vardı. Başa döndü. Satırı bir kez daha okudu.

Sonu ona çıkmayan bir aşk yolu arıyordu kadın, geldiği kasabada bulma ümidi o kadar baskındı ki, önünden geçen kara kediyi görmedi.

Aşk yolu aramak dedi. Ben vazgeçtim sanıyorum da vazgeçmiyor muyum aslında. Kasaba dediği kendi ile baş başa kalma durumuysa ve gene de ve yine de bir aşk yolu arıyorsa ve önünden geçen kara kedilerin şanssızlıklara gebe olduğunu fark etmiyorsa.... Bir dakika ya... Kara kedi ne demekti ki bir kere... Kara kedi... Kara... Kedi... Nankör... Adam... Kara nankör adam... Karşıma çıkan kara nankör adam olacak. Ama ben o kadar kendime dönük olacağım ki, aşk yolunu buldum sanıp atacağım ilk adımı. Evet evet, satır bunu söylüyordu.

Karşına çıkana dikkat et. Nankör bir adam olacak. Yeni bir yol zannettiğin şey aslında hep bildiğin hikayelere çıkacak. Bir yudum daha aldı şarabından. Kar iyice hızlanmıştı, tipiye çevirecekti. Şömineye bir odun daha attı. Çıtırtılarını dinlemeyi severdi. Cd çaların tuşuna bastı. Bir fal da orada bakmak lazımdı. Eğer dedi kitap yanılıyorsa karşıma çıkacak adam konusunda, bu parça benim en sevdiklerimden biri olur...

Ve başladı müzik: Notre Dame De Paris...Belle
Ve kitap yanıldı o gece...

Devam edecek... _______________________________ Devam etti...

17 yorum:

Nily dedi ki...

ben şimdi çok severim bu parçayı da müzikali de diyeceğim. sen hiç şaşırmadım diyeceksin. ben böyle mi bitti bu hikaye diyeceğim. sen umuyorum ki bitmedi, devam edecek yazmayı unuttum diyeceksin. sonra ben gülümseyeceğim, aman böyle bitmesin fal tuttum diyeceğim, sen gülümseyeceksin. sonra ben lütfen lütfen diyeceğim:)

feanor dedi ki...

çok güzeldi evren!

ve çok anlamlıydı benim için...

Ateş Böceği dedi ki...

Bu şarkının ismi Güzeldir. Tıpkı senin yazın gibi şimdi bende bir fal tutuyorum yazının devamına bakalım ne çıkacak benim bahtıma :)

buraneros dedi ki...

Yok:)) Bugüne sakladım hakkımı dün akşam Etta James sek gitti:)) shiraz'dan alsaydı yudumu kadın;umarım öyledir.O bakışın damağındaki sonucu merak ediyorum.Yalnız başka shiraz değil,o marka:))

sufi dedi ki...

Acıdım kara kediye; ne anlamlar yükledi insan.senin kaşların , senin kaşların da kara değil mi diye sorasım geldi.Hikayenin devamında dilerim uğur getirir kendilerine.
Sevgilerimle.

Evren dedi ki...

tabi hiç şaşırmadım eş yürekler doğla üyesi Nily...Unutmuşum devamı var yazmayı, var tabi, öncesi olduüu gibi :)

Evren dedi ki...

çok teşekkür ederim feanor, anlamını anlat bir yazında bizim için. senin güzel yüreğinden kimbilir neler dökülür. :)

Evren dedi ki...

falın güzel çıksın isterim tabi ki... dur bakalım fal bakanlar iki oldu, güzel çıkmalı herkesin falı bu haftasonu ateş böceği :)

Evren dedi ki...

dikkatli okuyucu bilir ki öncesi var bu öykünün, kadın sıcak şarap hazırladı karlı gecesine; portakal kabuğu, kakule ve tarçın ile... Shirazı bu gece içer artık, sek içer, kadeh kaldırır içenlere, daha güzel olur gece :)

Evren dedi ki...

bademin şarkısını nasıl severim ben...

bana kara diyen dilber, kaşların kara değil mi?

Afrikalı bir arkadaşım vardı, kötüye kara demenizi anlamıyorum derdi. Neden ayaklara kara sular iner mesela yorulunca... Kara kedi neden uğursuzluktur. Ben dedi, karayım diye sevmeyecek misin beni. İyi olamayacak mıyım senin için hiç bir zaman...

Çok sevdim ben onu ve hiçkimsenin olamadığı kadar iyi geldi bana...Teşekkürler onu andım sayende dilek...

buraneros dedi ki...

Dikkatli okuyucu o yorumu,bir önceki yazıdaki son yorumu gözeterek genel bir düşünce olarak yazdı:))Yoksa dün gece okurken farketmişti ki, hatta demişti ki helâl olsun sıcak şarap yapmış kadın:))

Evren dedi ki...

kadın bilse de böyle olduğunu, adamın takdiri ile karşılaşmak içindi kışkırtıcılığı ;)

beenmaya dedi ki...

kara kediyi uğursuzluğa sokan, öyle tanımlayan biz değil miyiz biraz da...oysa kara, yani siyah ne asil ne güzel renktir bilene...

hadi şimdi bir değişiklik yapalım mesela, bu sefer önünden geçen karakedinin kadına uğur getireceğine inanalım mesela olmaz mı...

efsa dedi ki...

Aliye ağlarken veliye ağlamk :))) burası varya tam benlik olmuş. Sevilme isteğim böyle bir şey benim. Sonunda beni üzen bulduğunu sandığın şeyin aslında hem sen hemde karşındaki tarafından aslında hiç verilmemiş olması. ama sen o kadar aç olursun ki gözün görmez yemeğin sıcak oluşunu. dilin yanar.

birgul dedi ki...

johannesburg, karaların memleketinden merhaba. iyi geldi yazilarin. sessiz ve huzurlu bir kent burasi. tam senlik

Evren dedi ki...

canım sen oralara gittin de beni niye almadın... ah yaaaaaaa johannesburg...bir gün mutlaka yolum düşecek oralara birgül. havasını, toprağını, karasını getir buralara umut olsun bana. öperim...

Evren dedi ki...

aaa şimdi fark ettim mayaya ve efsaya yazdığım yorumlar kaybolmuş. nasıl yani ya...

> mayam severim karayı, asildir, ince gösterir. öperim. :)

> efsam ya...yanmasın dilin senin. üfle çorbayı bir iyice. yoğut yedin sen daha önce dimi canım :)